Ücret Gelirlerinin Vergilendirme Süreci ve Özellikli Durumların Değerlendirilmesi – Çağlar Altıner

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

*Bu makale Vergi Bülteni’nin 7. Sayısında yayınlanmıştır.

İÇİNDEKİLER


1.    Giriş

Devletlerin kamu gelirlerini karşılamak için kullandığı en önemli kaynak vergilerdir ve ne şekilde olursa olsun toplum üzerinde yarattığı psikolojik etki olumsuz olacaktır. Ülkemize bakıldığında ücretin vergilendirilmesi dolayısıyla elde edilen gelirin kamu gelirleri içerisindeki payının büyük bir kısmını oluşturduğunu görmekteyiz. Tabi bu noktada ücret gelirinin vergilendirilmesinin vergi adaleti açısından önemi büyüktür. Bu adaletin kısmen de olsa sağlanması için getirilen muafiyet, istisna ve indirimlerin aslında zaman içerisinde farklı meslek grupları arasında farklı uygulamalarla adaletsizliği daha da derinleştirdiği açıkça görülmüştür.

Emek ve emek gücünün getirisi olan ücretin vergilendirilmesi tartışmaya açık bir konudur. Ücret ve sermaye gücünün getirisi olan kar arasındaki vergi yükünün adil olması önem arz etmektedir. Eşit gelir elde edenlerin eşit, daha fazla gelir elde edenlerin ise daha fazla oranda vergilendirilmesi vergi adaletini sağlamada önemli bir konudur.

2.      Kavramsal Olarak Ücret

2.1.     Ücretin Tanımı, Tarihsel Gelişimi, Nitelikleri ve Kapsamı

2.1.1.   Ücretin Tanımı

Ücretler, Gelir Vergisi Kanunun 2’nci maddesinde bulunan gelir unsurları arasında yer almakta olup sermaye, emek ve sermaye-emeği oluşturan niteliğe sahip olması nedeniyle emek faktörünün içerisinde olan bir gelir türüdür. (Tosuner ve Arıkan, 201S; 89)

Ücretin emek faktörünün kapsadığı bir gelir türü olması nedeniyle aracılık hizmeti, avukatlık ücreti, nakliye ücreti gibi ticari faaliyetler dolayısıyla oluşan kazançlar ücret olarak nitelendirilmektedir. Fakat emek karşılığında elde edilen ücretler ile ilgisi yoktur.

2.1.2.   Ücret Vergilendirmesinin Tarihsel Gelişimi

Çağdaş İktisadın, Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği isimli çalışması ile başladığı kabul edilmektedir. Smith emek-değer teorisinin yapı taşına emeği koyarak ücreti vergilendirmenin konusu olarak görmüştür.

Smith, gelir elde eden kişilerin kazançlarıyla orantılı olarak vergilendirilmesini savunur. Fakat Smith’in bu düşüncesi, orantılı vergilendirmenin ekonomi üzerinde olumsuzluklar yaratacağı düşünülerek benimsenmemiştir. Bunun nedeni ise verginin yansıma yönünde ortaya çıkmaktadır ki bu da vergiyi ödeyenin bağdaştırıldığı emek miktarı kadar satın alma kapasitesini düşürmektedir. Yani emek üzerinden vergilendirilmek gelir dağılımını direkt olarak etkileyecektir. Smith, ücret üzerinden doğrudan vergilendirilme sonucunda zorunlu olarak tüketilen maddelerin fiyatlarının değişmemesi dolayısıyla vergiyi işverenin yüklenmesini doğru bulmuştur. Fakat vergi oranlarının artmasıyla ücretin maliyeti de artmakta ve bu artış da işverenin sattığı mallarının fiyatlarını yukarı çekerek tüketiciye aktarmasına neden olmaktadır. Smith bu durumun serbest meslek erbabının ödediği vergide de aynı olduğu ve doğrudan fiyatlara yansıtıldığını açıklamıştır. Emeğin talebini doğrudan düşüren nedenlerden birisi de ücret gelirlerinin direkt olarak vergiye tabi tutulmasıdır. (Gök ve Yalçın, 2015; 219-255)

Maliye doktrinine göre klasik anlayışta vergi piyasa fiyatını, kamusal malların fiyatı ise elde edilen faydayı ifade etmektedir. İktidar yaklaşımda ise devletim kamu giderlerini karşılamak için vergi yükünü adil bir biçimde dağıtması ve paylaşımı sağlaması en önemli unsurdur.

Ücret gelirinin Türkiye’de kazanılması için hizmetin Türkiye’de yerine getirilmesi veya hizmetin Türkiye’de kıymetlendirilmiş olması gerekir. Bu iki şarttan birisinin olması dar yükümlülükte hizmetin Türkiye’de kazanılması için yeterlidir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesine göre ücret “işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Ücret para ve ayınların dışında Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesinde de ifade edildiği gibi “ücret ödenek, tazminat, kasa tazminatı, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye adı altında ödenmiş olması veya kazancın belli bir yüzdesi şeklinde oluşması alınan karşılığın ücret olması niteliğini değiştirmez. Yani ücret bedensel veya zihinsel bir emek karşılığında elde edilen hasıladır ve para şeklinde de ayni şekilde de elde edilebilir. Ücretin ayni olması ücret niteliğini değiştirmez.” şeklinde de ödenebilir.

2.1.3.   Ücretin Nitelikleri

Ücretin özelliklerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.

1- İş verene tabi olmak: Gelir Vergisi Kanunu’nun 62’nci maddesinde işveren; “Hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir” şeklinde tanımlanmıştır. Yani işçi işverenin talimatlarıyla iş yapar ve ücret alır.

2- Belirli bir işyerine bağlı bulunması: Ücreti elde edenin, bir hizmet sözleşmesine bağlı olarak ve bir işyerinde çalışması gerekmektedir. (Saraçoğlu vd., 2014; 590.)

3- Ödemenin hizmet karşılığında yapılmış olması: Elde edilen kazancın ücret olarak nitelendirilebilmesi için bir hizmet karşılığı olarak gerçekleşmiş olması gerekir. Hizmet olmadan ücretten söz edilemez. ( Pehlivan, 2009; 191.)

4- Ödemenin Para, Ayın veya Para yerine geçebilecek menfaatler ile yapılması: Hizmet karşılığında elde edilen ücret para ile olabileceği gibi mal, yiyecek veya konut tahsisi şeklinde de olabilir. Ücretin para dışındaki menfaatler ile sağlanması durumunda perakende fiyatlar üzerinden değerlendirme yapılır. Ücret konut karşılığında ödenmiş ise konutun emsal değeri ücrettir. (Tosuner ve Arıkan, 2019; 91)

Ücretin para dışında ayni şekilde ödenmesi durumunda bu ödemelerin belgelendirilmesi de ücretin bordroya dahil edilecek şekilde yapılması ve yüklenilen KDV’nin indiriminin ise faturaya girmesi gerekmektedir

5- Ödemenin Farklı İsimler Altında Yapılsa Dahi Ücret Niteliklerini Taşıması: Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’nci maddesi; “Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez” şeklinde ifade edilmiştir.

Yani özet olarak ücret bir hizmet sözleşmesine bağlı olarak bir çalışma karşılığında elde edilen bir kazançtır. İktisadi anlamda emeğin fikren veya bedenen üretimden pay almasıdır. Hukuki anlamda bir hizmet sözleşmesine bağlı olarak işverenden sağlanan kazancı ifade etmektedir.1982 Anayasası’nın 55’inci maddesinde “Ücret emeğin karşılığıdır” ifadesi yer almaktadır.

2.1.4.   Ücret Sayılan Diğer Ödemeler

Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulanmasında, aşağıda yazılı ödemeler ücret sayılır:

Bir iş yerinde çalışamayacak derecede özrü bulunanlara, önceden ödenmiş diğer ücretlere, mecliste üyelik göreviyle çalışan kişilere, denetleme kurumlarında görev yapan idari kadrolara ve mahkemelerde anlaşmazlıkları çözüme bağlamak için yetkilendirilen kişilere, maç yönetenlere ödenen menfaatler ücret olarak nitelendirilir.

Gelir Vergisi Kanunu’nda ücret ile ilgili olarak net ifadelere yer verilmesine karşın bazı hallerde elde edilen gelirin ücret geliri olup olmadığı konusunda tereddütler bulunmaktadır. Örneğin konu ile ilgili olarak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda tek oranlı olarak kurulan şirketlerin şirket sahibinin ve şirket müdürünün aynı kişi olması halinde elde ettiği gelirin ücret olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği durumunda İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 62030549-120[61-2012/1222]-1146 sayılı muktezasında tek oranlı olarak kurulan şirketten hizmet karşılığı şirket müdürünün elde ettiği gelirin ücret olarak anlaşılması gerektiği yönünde görüş verilmiştir. Yani şirket müdürü ve ücret geliri elde eden kişinin aynı olması ücretin niteliğini değiştirmemektedir.

2.1.5.   Ücretin Diğer Gelir Unsurlarından Ayrımı

Ücret ve diğer gelir unsurlarına baktığımızda kaynak teorisi dolayısıyla gelir üretim faktörlerinden birinin veya birden fazlasının üretime sokulmasıyla oluşan değerdir. Gelir unsurları ise üretim faktörlerinin farklı bileşimlerinden oluşmaktadır. Ücret unsuru dışındaki kazanç ve iratlarda sermaye müteşebbis ve emek faktörü, ücretlerde ise sadece emek faktörünün gelirinden oluşmaktadır. Yani ücrette gelirin tek kaynağını emek faktörü oluşturmaktadır.

2.1.5.1. Ücretin Serbest Meslek Kazancından Ayrımı

Uygulamada bazı faaliyetler karşılığında elde edilen gelirin ücret geliri mi yoksa serbest meslek kazancı mı olacağı konusunda tartışmalar mevcuttur. Avukatlık faaliyetiyle uğraşan bir kişinin bir başka avukata bağlı olarak faaliyetini devam ettirmesi ve kendi davalarına da girmesi durumunda elde edilen menfaat ücreti serbest meslek kazancından farklılaştırır. İşverene tabi olarak çalışmak ücretin unsurlarındandır. Serbest meslek erbabı faaliyetini kendi adına yapar.

2.1.5.2. Ücret ve Ticari Kazanç Ayrımı

Emeğin ve sermayenin baş unsur olarak kabul edildiği hallerden kazanılan menfaatler ticari kazanç unsurlarına dahil edilmiştir. Emeği ile faaliyetini yerine getiren kişiye Fakat emek sahibine kazanılan faydanın bir bölümü veriliyorsa bu da ücrettir. Emeğini dahil eden kişinin faaliyeti, ücret veya kazanımdan ödenecek paydır. Karın olmadığı hallerde ücrette düşüş de olmayacaktır. Yani kazanımın bir pay olarak verilmesi ücret olarak görülmesini değiştirmez.

2.1.5.3. Ücret ve Menkul Sermaye İradı Ayrımı

Gelir Vergisi Kanunu’nda ücret ve menkul sermaye iradının farkı olarak “Yönetim ve denetim göreviyle ilgili faaliyette bulunan görevlilere bu işleri dolayısıyla yapılan ödemelerin ücret olarak tanımlandığına, ödenen kazanımın belli bir pay olarak ödenmesi” de menkul sermaye iradı olduğuna yer verilmiştir.

3.      Ücretin Tespiti ve Vergilendirilmesi

3.1.     Ücretlerin Vergilendirilnesi

Gelir Vergisi Kanunu’nda beyan usulü asıl uygulama, kesinti usulü ise diğer yöntemdir. Beyannamenin bildirimi ile ücret tutarı belirlenir. Elde edilen gelirin ücret olması için bir işverene bağlı ve bu işverenin işyerinde çalışıyor olması gerekmektedir. Elde edilen gelirin para dışı bir menfaat olması niteliği değiştirmez. İşyerinde çalıştırılan kişilere ödenen ücretleri işyeri sahibi kesinti yoluyla hizmeti yapan hesabına öder. Bildirim halinde ödenecek tutardan indirilecek konular da hesaplanır. İşyerinde çalışıp beyanname verme düzeyinin üstüne çıkan kişilerde birden çok işyerinden ücret kazanımı varsa beyanname yükümlülüğü vardır.

3.2.     Ücret Gelirlerinin Vergilendirilme Esasları

Gelir Vergisi Kanunu’na göre ücret gelirleri gerçek usul ve diğer ücretler olarak vergiye tabi tutulurlar. Diğer mükelleflerin vermesi geren kişisel yöntemler de bulunmaktadır.

3.2.1.   Ücretlerin Gerçek Usulde Vergilendirilmesi

Ücret gelirlerinde matrahın tespit edilmesi gerçek usule göre yapılır. Mali güçle safi gelir arasında bir bağlantı vardır ve safi gelire ulaşmak için de bazı indirimlerin konu edilmesi gerekir. Gelir ise ticari işletmenin bilanço tablolarında görülen kar hesaplanarak belirlenir. Hesaplanan bu kar ile beraber vergi matrahı da meydana gelir. Menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının matrahları hesaplanırken ise giderler matrahtan indirilir ve kalan kısım vergiye tabi kısım olarak değerlendirilir. Vergi kanunlarında vergilendirilecek olan gelire ulaşmak için indirilecek giderler sayılmıştır. Her bir gelir unsurunun indirilecek gideri farklıdır. Örneğin beyan usulüne göre alınan vergilerde indirimin daha kapsamlı, stopaj yönteminde ise dar kapsamlı olduğu görülmektedir. Elde edilen gelirin vergilendirilmesi için safi gelirin belirlenmesi gerekmektedir. Bir diğer deyişle bürüt gelirden Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan indirimlerin düşülmesiyle net gelire ulaşılır. Bu net gelir üzerinden belirlenen oranlarda vergi hesaplanır.

3.2.2.   Ücretlerin Kesinti Yoluyla Vergilendirilmesi

Gerçek usul ücretlileri stopaj yöntemiyle vergilendirilir ve bu yöntem ücretlilerin esas vergilendirildiği yöntemdir. Çağdaş vergilendirilme sistemlerinde beyan usulünün yanı sıra stopaj usulünün de uygulandığı görülmektedir. Ücretliler vergilerini öderken asıl usul stopaj yani kaynakta kesme yöntemi olsa da beyanname vererek de vergi ödevlerini yerine getirirler.

İşverenler yanında çalıştırdıkları işçilerinin ücretlerini verirken, bu ücrete ait vergiyi ilgili vergi dairesine de öderler (Bay ve İnceci, 2017;196-219). Stopaj usulünde vergi kaynakta kesilip vergi sorumlusu işveren tarafından vergi dairesine yatırıldığı için verginin tahsilindeki zamanı kısaltarak vergi idaresinin de işini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca vergi tahsilindeki zamanın kısalması vergi güvenliğini de olumlu yönde etkilemektedir. Çünkü vergiyi kaynakta kesen işveren kendisi de vergi dairesine yatırmaktadır. Stopaj usulünün bu özelliği nedeniyle ücretten elde edilen vergi tahsilatının diğer gelirlerin vergi tahsilatından daha yüksek olduğu görülmektedir.

Stopaj usulünün bu faydalarının yanında bazı eksikliklerinin olduğu durumlar da bulunmaktadır. Örneğin ücret gelirini bayan usulüne uygun olarak verenlerin yararlandığı birçok indirimden stopaj usulüne tabi olanlar yararlanamamaktadır. Kişinin aldığı eğitimler, seyahat masrafları veya işe gidiş geliş için yaptığı ödemeler indirim konusu haline getirilememektedir. Stopaj usulünün yararlanamadığı ve indirim konusu haline getiremediği bu durumlarla ilgili olarak kanunda düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Çünkü beyanname usulünde indirim konusuyla ilgili verilen hakkın stopaj usulüne verilmemesi vergi adaletine aykırıdır.

Stopaj usulüyle vergilendirilmenin bir diğer olumsuz yönü de vergiyi ödeyen bakımından verginin aylık olarak beyan edilmesi ve ödenmesidir. Beyana tabi vergilere bakıldığında yıllık olarak vergilendirildiği görülmektedir. Özetle ücret gelirinin vergilendirilmesi zaman bakımından diğer vergilere bakıldığında vergi ödeyen için olumsuz bir durum oluşturmaktadır.

3.2.3.   Beyan Edilmesi Gereken Ücretler

Ücret gelirinin vergilendirilme usulü aslen stopaj usulü olup beyanname usulüne göre de vergilendirilme yapılır. Yabancı işverenin yanında çalışıp ücretini ondan alan ve kanunda yazılan istisnalardan yararlanamayan elçiliklerde çalışan memurlar yıllık beyannameye tabi olarak vergilendirilirler (Bay ve İnceci, 2017;196-219).

Beyan usulüyle vergilendirilme Gelir Vergisi Kanunu’nun 95’inci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre,

Ücret gelirini Türkiye dışındaki bir işyerinden elde eden kişiler, istisnai hallerden yararlanamayan temsilciliklerde çalışanlar, bildirimi zorunlu tediyeler kesintiye dahil değildir.

Kesinti dahilinde olan kazanımlar miktarına bakılmaksızın beyan ile bildirilirler. Bu durumda ücreti veren işverenin Türkiye dışında olması nedeniyle stopaj halinin olmadığı görülmektedir. Bu nedenle ücret sadece beyanname vermek suretiyle vergiye tabi tutulur. Vergilendirilen gelire değişik yöntemlerin dahil edilmesi vergide adaleti bozmaktadır.

Çağdaş ve iyi bir vergi sistemi vergide adalete öncelik vermelidir. Vergilendirme mükellefin gelirine göre yapıldığında adalete uygun olur.

3.2.4.   Ücretlerin Vergilendirilmesinin İndirilebilecek Giderler Açısından Değerlendirilmesi

Vergilendirilecek matrah gayrisafi değil safi tutar üzerinden hesaplanarak bulunur. Safi tutarın belirlenmesi ise gelirin sağlanması sırasında oluşabilecek giderlerin düşülmesiyle ilişkili olan objektif safilik ilkesinin bir unsuru olarak değerlendirilir. Ücretlilerin yararlanacağı indirimler ise Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilmiştir. Vergilendirilecek tutarın oluşturulmasında ücretliler ve serbest meslek erbabının yararlandıkları indiririm konusunda birbirinden farklılaştığını görmekteyiz. Örneğin serbest meslek erbabı mesleki faaliyetleri sonucunda oluşan giderleri indirim konusu yapabilirken ücretlilere söz konusu giderlerle ilgili indirim hakkı verilmemiştir. Bu durum vergilendirmede adaleti olumsuz yönde etkilerken mükelleflerin mali güçlerinin belirlenmesinde de objektiflikten uzaklaşılmasına neden olmaktadır.

3.2.4.1 Ücret Beyanı Nasıl Yapılır?

Çalışan kişiler beyannamelerini bir sonraki yılın Mart ayı içinde olacak şekilde ve kişinin oturduğu yer vergi dairesine gönderirler. Kişi öncesinde beyanname göndermemiş ise mükellefiyetin tesisi gerekmektedir. Mükellefiyetin tesisinden sonra verilen şifre ile kişiler beyannamelerini vergi dairesine gelmeden, internet ortamında gönderebilmektedirler.

4. Vergide Eşitlik, Ücret Gelirinde Adalet ve Asgari Ücret

4.1. Vergide Eşitliğin Tanımı ve Anayasal Düzeyi

4.1.1. Vergide Eşitlik İlkesi

1982 Anayasasının 10’uncu maddesinde eşitlik ilkesi “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır’’ şeklindedir.

Ayırma ilkesine göre sermaye ile oluşan gelir emeğin getirisinden daha fazla vergilendirilmelidir. Bu nedenle de ücretlerin farklı vergi oranlarına tabi tutulması vergi adaletini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu ilkeye göre emeğin getirinin korunarak devamının sağlanması mümkün kılınmalıdır. Uygulamaya bakıldığında ise beyanname usulüyle vergilendirilen mükelleflerin birçok indirimi konu etmesinden kaynaklı olarak stopaj usulüyle vergilendirilen mükelleflere oranla şanslı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum düşük gelirli kişilerin daha ağır şartlar altında vergilendirildiğini göstermektedir (Bulutoğlu, 2019; 30).

Vergilendirmede eşitliğin baz alındığı bir anlayışta harcama ve servet unsurlarının vergilendirilmesi ile oluşan gelirin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Özetle elde ettiği geliri menkul ve döviz alarak saklayanlar ile arsa ve araba gibi unsurlara çevirenler arasında bir dengesizlik olacaktır. (Tekbaş, 2010; 123-191)

Ücretin net olarak belirlenmesinde damga vergisi indirim konusunu oluşturmaz.

4.1.2.   Türkiye’de Asgari Ücrete İlişkin Temel Sorunlar

Ülkemizde asgari ücret anayasal temellere oturtulmuş ve diğer kanunlarla da desteklenmiştir. Asgari ücret birçok tarafın uzlaşmasıyla tespit edilmektedir. Görevlendirilen asgari ücret komisyonun kararları kesindir ve komisyon sonucunda asgari ücret belirlenir. Anayasanın 55’inci maddesi, “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. (Değişik: 3/10/2001-470S/21 md.) Asgarî ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da gözönünde bulundurulur.” şeklindedir. Asgari ücretin denetimi devlet tarafından yapılmaktadır. Asgari ücret komisyonlarının bu noktada çalışanı tek taraflı olarak düşünmemesi aynı zamanda çalışanın bakmakla yükümlü olduğu kişileri de göz önünde bulundurması gerekmektedir. Ülkemizde kadın çalışan oranının düşük olduğu bilinmekte olup asgari ücretin tespitinde kişinin ihtiyaçlarının da dahil edilerek hesabın yapılması adalet açısından da gereklidir (Korkmaz ve Avsallı, 2012).

Ülkemizde asgari ücret yükselen fiyat düzeyi, işsizlik, gelirin adaletsiz dağılımından etkilenmektedir. Asgari ücretle çalıştırılan insan sayısının yükselmesi, belirlenmesinde bakmakla yükümlü olduğu kişilerin dahil edilmemesi ve vergi yükünün artması, asgari ücretle ilgili eleştirilerin dikkate alınmaması öncelikli problemler olarak görülmektedir. Ülkemizdeki ekonomik durgunluk nedeniyle oluşan işsiz kalma oranı dolayısıyla özellikli çalışanları da asgari ücretle çalışmaya itmiştir. Sonuç olarak asgari ücret çalışanlarının oranı yükselmiştir. Fakat asgari ücretle istihdam edilen kişilerin tespiti kayıt dışılık nedeniyle kolay olmamaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına bakıldığında kayıt içi olan bildirimler dışındaki kesimin tespitine ulaşılamamaktadır. Asgari ücretten ödenen primler aracılığıyla bildirilen işçiler hesaplanan kesim içerisindedir. Asgari ücret elde edenlerin yanısıra asgari ücrete yanaşan ücret elde edenlerin de asgari ücret aldığı değerlendirilmektedir.

4.1.3.   Ücretleri Memur ile İşçi Ücretleri Bakımından Karşılaştırdığımızda

T.C. Anayasası’nın 128’inci maddesine göre; “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. (Ek cümle: 12/S/2010-5S82/12 md.) Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.” şeklindedir. Bu kanun maddesi ile memurların hak ve yerine getirmesi gereken ödevleri kanunlarla oluşturulur. Gelir Vergisi Kanunu ücretin vergilendirilmesini ve tespit edilme yöntemlerini, indirim konularını ve oranlarını düzenlemektedir. İşçiler ve memurlar karşılaştırıldığınsa işçilerin memurlara oranla daha fazla vergilendirildiği görülmektedir. Yani özel sektör çalışanlarının ödediği vergi kamudaki memurlara oranla yüksektir. Özel sektörün vergi yükünün artması üretimin düşmesine neden olmaktadır. Bütün bu açıklamalar ücret geliri vergilendirilirken stopaj usulünün benimsenmesinin problem yarattığını göstermektedir. Çünkü bu usulle ekonominin kayıt altına alınamayan bir kısmı ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan net geliri hesaplamak için ücretlinin faaliyetlerini sürdürürken oluşan bütün masrafların gelirden mahsup edilmesi fakat düşülecek bu giderlerin stopaj usulüne dahil edilmemesi farklı bir durumdur. Bu giderlerin beyan edilebilmesi için harcamaların belge düzenine göre tutulması giderlerin kayıt altına alınması bakımından önemlidir. Vergi oranlarının ücret geliri elde edenleri adaletli bir şekilde vergilendirmesi ve ayırma ilkesi dolayısıyla da emeğin korunması hedeflenen noktadır. Gelir vergisinde matraha ulaşılmada kullanılacak olan bütün bu yöntemler gelir vergisinin kişiye ait ödeme gücünü esas kabul ettiğini ortaya koymaktadır. Bir vergi sisteminde vergilendirme ödeme gücüne göre yapılıyorsa ve kişisel özellikler de göz önünde bulunduruluyorsa adil vergilemeye geçilmiş demektir. Fakat ülkemizde serbest meslek erbabının ücret geliri elde eden çalışanlardan daha çok kazanmasına rağmen daha az vergi ödemesi vergilemede istenen adalet düzeyine çıkılamadığının bir kanıtıdır.

6. Sonuç

Kamu giderlerinin karşılanması bakımından en önemli kaynak vergi gelirleri olmakla beraber ücret gelirlerinin vergilendirilmesinden elde edilen gelir, bu yönüyle önemli bir orana sahiptir. Ücret gelirlerinin vergilendirilme sürecine bakıldığında hem kendi içerisinde hem de ücret gelirleri ile diğer gelir unsurlarıyla karşılaştırıldığında arada bazı adaletsizliklerin olduğu dikkat çekmektedir. Gelir Vergisi Kanunu’nda serbest meslek kazancı elde edenlerin mesleki giderleri indirim konusu edebilirken ücret geliri elde edenlerin böyle bir indirim hakkının olmaması bu durumun en güzel örneğidir. Aslında vergilemede esas olan mali gücü belirlemekse eşit kurallara göre belirleme yapılmalıdır ki sağlıklı sonuçlar ortaya çıksın.

Beyan esasına göre vergilendirilen ücret geliri ile kaynaktan kesme yöntemiyle vergilendirilen ücret geliri arasında oluşan adaletsizlik ise beyan esasına göre alınan vergilerde indirimlerin daha kapsamlı, kaynaktan kesinti yönteminde ise indirimlerin daha dar olmasından kaynaklanmaktadır. Bu adaletsiz durum beyan usulüne getirilen indirimlerin stopaj yani kesinti yöntemine tabi olanlara da sağlanmasıyla ortadan kalkacaktır. Diğer bir nokta da emek ve sermaye gelirlerinin vergilendirilmesi hususunda sermaye gelirlerinin emek gelirlerinden daha ağır vergilendirilmesini savunan ayırma kuramının esas alınmadığı görülmektedir. Bu bağlamda beyanname veren mükellefler elde ettikleri istisnalar dolayısıyla beyanname vermeyen ücretliler karşısında korunmaktadır. Duruma kurumlar vergisi açısından bakıldığında da emeğin sermaye karşısında ezildiği açıktır.

Türkiye’deki enflasyon, işsizlik ve büyüme gibi geçmişten gelen ve çözülemeyen sorunlarla birlikte asgari ücret de bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Asgari ücrete yüksek vergi oranlarının uygulaması, kesintilerin yapılması ve asgari ücret tutarının düşük tutulmasına rağmen vergi alınması adalete aykırıdır. Asgari ücret belirlenirken çalışanların yaşam şartları ile ülkenin ekonomik durumu göz önüne alınarak belirlenmesi sosyal devlet ilkesiyle çelişmektedir. Ödediği vergi ile elde ettiği ücret arasında büyük uçurumların olduğu grupların korunduğu bir vergi sistemi değil de emeğin korunarak vergilendirildiği bir vergi sistemi olması gerekmektedir. Vergide genellik ilkesi vergide adalet ilkesi göz önünde bulundurularak uygulamalıdır. Bu şekilde hedeflenen adil ve çağdaş vergi sistemine ulaşılabilir.

Çağlar Altıner
Gelir Uzmanı


Kaynakça

AKDOČAN, A. , Kamu Maliyesi, s.230

BAŞARAN YAVAŞLAR, F. , “Bir Adaletsizlik Örneği: Ücret Gelirlerinin Vergilendirilmesi”. Fasikül Dergisi, (30), 6-12.

BİLİCİ N, Türk Vergi Sistemi, s.176

BİYAN, Ö- YILMAZ, G.     “Ücretlilerin Vergilendirilmesine İlişkin Karşılaştırmalı Bir Öneri: Beyanname Yükümlülüğü”, Maliye Dergisi, s.196

BULUTOČLU, K.(2019), Türk Vergi Sistemi, s.30

GÖK, M- YALÇIN, Z. “Türkiye’de Asgari Ücretliler Üzerinden Vergi Yükünün Diğer Yükümlü Gruplarınki İle Karşılaştırılması”, Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 13(1), 219-255.

İNNECİ,A-BAY,H. “Vergi Adaleti Açısından Türkiye’de Ücret Gelirlerinin Vergilendirilmesi”, İnternational Journal of Public Finance, s. 196-219

KARACAALİOČLU, Ş. (2019), “Türkiye’de Ücretliler Üzerindeki Vergi Yükünün İncelenmesi ve Değerlendirilmesi”, SOSYAL, B. V. İ. B. İÇİNDEKİLER

KIZILOT, Ş. , “Gelir Vergisi Kanunu ve Uygulaması”, s.1184

KORKMAZ, A-AVSALLI, H. “Türkiye’de Asgari Ücretin Hukuksal Yönü”, Journal of Alanya Faculty

of Business/Alanya Isletme Fakültesi Dergisi, 4(2). ÖNCEL, M- KURUMLU, A-ÇAČAN, N., Vergi Hukuku

PEHLİVAN, O., Vergi Hukuku-Genel İlkeler ve Türk Vergi Sistemi, Derya Kitabevi, Trabzon, s.191

SARAÇOČLU, F- ENGİN,İ- EJDER, H. L.(2014) Maliye Ders Notları, Gazi Kitabevi,Ankara,s.590

SEZGİN, B.(2010), “Serbest Bölgelerde İstihdam Edilen Personele Ödenen Ücretlerin Vergilendirilmesi”, Mali Çözüm Dergisi, s.165-180

TEKBAŞ, A. “Vergi Kanunlarının Tabi Olduğu Anayasal İlkeler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk

Fakültesi Dergisi, 12,s 123-191.

TOSUNER, M- ARIKAN, Z.(2019), Türk Vergi Sistemi, s.91

TÜRMOB, Son Düzenlemeler Işığında Ücret Gelirlerinin Beyanında Önemli Noktalar

YENİÇER, H. “Ücret Gelirlerinin Vergilendirme Usulleri ve Vergi Adaleti”, Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, s. 77-85.


Bu sayfada yer alan bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır. VergiMevzuat.com profesyonel bir tavsiye veya hizmet verme amacı taşımamaktadır. Karar vermeden ve işlem yapmadan önce bir profesyonele danışınız. VergiMevzuat.com sitesinde yer alan bilgilerin üçüncü kişiler tarafından kullanılması sonucu oluşacak zarar, ziyan ve durumdan sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Sorumluluk Beyanı için tıklayın.

Çağlar Altıner

Gelir Uzmanı

Makalelerini gör →

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Vergi Mevzuat ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Liste